ANASAYFA FOTO GALERİ VİDEOLAR DERNEKLERİMİZ KÖYLERİMİZ ZİYARETÇİ DEFTERİ ANKETLER İLETİŞİM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

EN ÇOK OKUNANLAR

SAAT


Bozok Üniversitesinde Nogay Dili ile ilğili konferans

Tarih 01 Şubat 2010, 22:08 Editör

Mecit Aksu-Oguzhan Erbay

 

Bozok Üniversitesinde Nogay Dili ve Kültürü Dersi Verildi.

Bozok Üniversitesinde Çağdaş Türk Lehçeleri dersine katılan Yrd. Doç. Dr. Mecit AKSU ve Oğuzhan ERBAY Nogay Dili ve Kültürü ile ilgili olarak öğretim üyesinin nezaretinde öğrencilere bilgi vermiştir.

  Kategori

: Kültür & Sanat

  Yorum Sayısı

: 0

  Okunma

: 237

  Tarih

: 27 Ekim 2009, 20:36

Mecit AKSU - NOGAYHABER / Yozgat

 

Bozok Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde Çağdaş Türk Lehçeleri dersine katılan Yrd. Doç. Dr. Mecit AKSU ve Oğuzhan ERBAY Nogay Dili ve Kültürü ile ilgili olarak öğretim üyesinin nezaretinde öğrencilere bilgi vermiştir.

 

Bir Türk boyu olan Nogayların tarihi, örf ve ananeleri konusunda geniş bilgi verilmiştir. Ders materyalleri büyük ölçüde "Nogay ve Kırım Türkleri Sözlü Tarih Belgeseli" olmakla beraber değerli Dernek Başkanlarımızın Hazardan Kubana kadar yapmış oldukları ziyaret esnasında kaydetmiş oldukları görüntüler ve Nogay Türkleri web sitesi olmuştur, arada bazı kısa bilgiler ile süslenmek suretiyle ders verme işlemi başarı ile tamamlanmıştır.

 

Ders sonrasında, gerek öğrencilerden ve gerekse öğretim üyesinden olumlu tepkiler alınmıştır. Bir dilin kendisini oluşturan kültürden bağımsız olmaması nedeniyle dilimizi anlatılması esnasında kültürümüzü de tanıtma fırsatı ortaya çıkmıştır. Eğitim kurumlarında görev almış olan arkadaşlarımızın da kolaylıkla yapabilecekleri bir faaliyet gerçekleştirilmiştir

 

 
 
 
 
18 Mart 2004 Tarihinde Kütahya Hava Tugayı’nda Sunulan Konferans Metni
 
Tarihi ve kültürel mirasına sahip çıkmayan, onu korumayan milletler ayakta kalamazlar. Bugün, şanlı bir millet olmanın heyecanını hissedip, Türk olmanın onurunu yaşıyorsak bunu Gazi Mustafa Kemal Paşa’ya, Onun kahraman ordusuna, Çanakkale şehitlerine ve gazilerine borçlu olduğumuzu unutmamalıyız. Millet olarak hepimiz bu topraklarda evlatlarımızın gururla, bir Türk olarak sonsuza dek yaşamalarını istiyorsak Çanakkale zaferini iyi kavramak, tarihimiz içerisindeki yerini anlamak, özümsemek ve yeni nesillere aktarmak mecburiyetindeyiz. Bu zafer dönemin güçlü liderlerinden Churchill’in deyimiyle Türk Milletine “zaferi getiren adam” kazandırmıştır:
 
Çanakkale Mustafa Kemal’ in ATATÜRK olduğu yerdir.
 
Yeryüzünün gözbebeği cennet vatanımızda bulunan İstanbul ve Çanakkale boğazları, klasik ve dar çerçevede sadece Akdeniz’i Karadeniz’e, Avrupa’yı Asya’ya bağlayan su geçitleri yahut köprüler değildir. Boğazlarımız, Akdeniz’in diğer önemli su geçitlerinden Cebelitarık ve Süveyş kanalı ile de bütünleşerek, Atlas ve Hint okyanusu gibi dünyanın büyük denizlerini ve büyük kıta kara parçalarını birbirine bağlayan, daha geniş anlamdaki jeopolitik ve jeostratejik konumuyla, dünya siyaset ve ekonomisi üzerine olan etkilerini bu gün de korumaktadır. Bu sebeple tarih boyunca Türk boğazları, uluslararası ilişkilere yön vermede daima odak noktası olmuşlardır.
 
Çanakkale Muharebelerinin sonuçları ile ilgili değerlendirmelerin gerçekçi ve sağlıklı olabilmesi ve yeterince anlaşılabilmesi için, büyük devletlerin boğazlar üzerindeki tarihi emellerine kısaca bir göz atmak gerekir.
 
Birinci Dünya Harbi öncesinin başlıca büyük devletlerinden Almanya’nın, ‘doğuya doğru politikası (Drang Nach Osten)’; Rusya’nın ‘sıcak denizlere ulaşma’ emelleri; İngiltere’nin, ‘denizlere egemen olan dünyaya hakim olur’ teorisinden hareketle, yüzyıllardır Rusya’nın Akdeniz’e çıkmasını engelleme siyaseti, hep Türk boğazlarında düğümlenmektedir.
 
Boğazların bu tartışmasız önemi konusunda Napolyon “İstanbul bir anahtardır. İstanbul’a hakim olan dünyaya hükmedecektir. Eğer Rusya, Çanakkale Boğazı’nı ele geçirecek olursa, Tulon, Napoli ve Korfu kapılarına dayanmış olacaktır” demekte, böylece Fransa’nın Boğazlar üzerindeki duyarlılığını ifade etmektedir.
 
Rusya’nın görüşü ise, Genelkurmay Başkanı Kropatki’nin bir raporunda; XX. yüzyılda Rusya’nın en önemli işinin, İstanbul Boğazı’nı ele geçirmek olduğuna işaretle, “Osmanlı Devleti’ni, Boğazı Rusya’ya bırakmaya zorlamalı ve Almanya ile anlaşma yapmalıdır” şeklinde ifadesini bulmaktadır.
 
Türk boğazları ile alakalı bu karanlık hesapların içine 20. yüzyıldan itibaren ABD’de dahil olmuştur.
 
Büyük devletlerin Boğazlar üzerindeki bu emelleri, onları kendi aralarında da gizli birtakım mücadelelere yöneltmiştir. Nitekim, Rus Dışişleri Bakanı Sazanov, Çar tarafından da onaylanan bir raporunda; “Boğazların güçlü bir devletin eline geçmesi, tüm Güney Rusya’nın ekonomik hayatının, o devletin egemenliği altına girmesidir” demekte ve bu durumun önlenmesi için, İstanbul’un alınmasını teklif etmektedir.
 
Öte yandan Kasım 1911’de Rusya’nın, Boğazlar üzerindeki istekleriyle ilgili Osmanlı Hükümeti’ne verdiği bir notadan haberdar olan İngiltere ve Fransa, Rus isteklerini reddetmişlerdir. Nitekim Rusya’nın bu ve buna benzer çeşitli tarihlerdeki yinelenen daha birçok istek ve baskılarının birbirini izlemesi, Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı’nda Merkez Devletleri safına kaymasında büyük bir etken olmuştur.
 
Görüldüğü gibi, Boğazlar üzerindeki bu gizli çıkar çatışmaları, İngiliz ve Fransızları İstanbul’u almaya ve Ruslardan önce Boğazlara el atmaya yöneltmiş ve Çanakkale Cephesi’nin açılmasında başlıca etken olmuştur. Ruslara silah ve malzeme yardımı konusu ise, savaşın sadece görünürdeki sebeplerinden biri olmuştur.
 
Yukarıda saydığımız bu amaçlarla İngiliz ve Fransızlardan oluşan kuvvetler, büyük bir filoyla ve şaşaa içerisinde Çanakkale önlerine geldiler. 19 Şubat 1915’ te başlatılan müttefik kuvvetlerinin saldırıları, yetersiz imkanlarına rağmen vatan savunması fikriyle hareket eden Türk askerleri önünde etkisiz kaldı ve eridi. Bu durum çok kısa sürede netice almayı bekleyenleri şaşkına uğrattı. Bu direniş “hasta adam” dan beklenmeyecek kadar yiğitçe oldu. Müttefikler yeni birliklere ihtiyaç duyduklarından denizaşırı ülkeler Avustralya, Yeni Zelanda ve Hindistan’ dan takviye kuvvetler getirdiler. İngiliz sömürgeleri olan bu ülkelerin askerleri belki de yaşamları boyunca adını bile duymadıkları ya da haritada yerini gösteremeyecekleri Gelibolu’ da ölüme sürüklendiler.
 
İngiliz ve Fransız kuvvetlerinin denizden Çanakkale Boğazını geçemeyecekleri kısa sürede anlaşıldı. Müttefiklerin 18 Mart 1915’ te yaptıkları deniz harekatı birkaç kahraman Türk donanma gemisi ve iyi organize edilmiş kara kuvvetleri ile büyük bir başarısızlığa uğratıldı. Çanakkale’ yi denizden geçmenin imkansızlığını anlayan müttefikler, uzak diyarlardan getirilmiş askerlerini karaya çıkartmaya başladılar. 25 Nisan 1915’ te denizden büyük filoların toplarıyla desteklenen İngiliz, Fransız birlikleri Gelibolu’ ya çıkarma yaptılar. İşte savaşın bu döneminde Mustafa Kemal Paşa muharebelere fiilen iştirak etmiş ve tarihe mal olan meşhur sözü bu esnada söylemiştir:
 
“Size ben taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Siz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında yerinize başka kuvvetler ve kumandanlar kaim olabilir.”
 
1916 Ocak ayına kadar devam eden bu kara savaşlarında müttefik kuvvetler ancak kıyılardan 1-1,5 km.lik mesafede bir araziye tutunabilmişlerdir. M. Kemal Paşa Arıburnu muharebelerinden sonra Anafartalar’da da düşman kuvvetlerine karşı göğsüne şarapnel parçası isabet etmesine aldırmadan bu savaşları kazanmıştır. İngiliz General Oglender Hatıralarında şunu söylemektedir:
 
“Çanakkale Savaşlarının kaderi Arıburnu’nda belli oldu; Anafartalar ve Conkbayırı’nda çözüldü. Tarihte bir Tümen komutanının üç değişik yerde durumu kavrayarak yalnız bir muharebenin değil bir milletin mukadderatını etkilediği çok ender görülmüştür.”
 
Yaklaşık bir yıl süren muharebeler çok kanlı olmuş, iki taraftan yarım milyon insan hayatını kaybetmiştir.
 
Beşinci Osmanlı Ordusu kumandanı Alman Liman Von Sanders hatıralarında o günleri şöyle anlatmaktadır:
 
“Bir asker için mutluluk denen şey varsa, Türklerle omuz omuza savaşmaktır diyebilirim. Türkler fakir insanlardı; buğday kırığından yapılmış çorba en önemli yemekleriydi; sağlıksız su içerlerdi; çamur barınaklarda yatarlardı; fakat en modern silah ve araçlarla donanmış düşmanlarına karşı aslanlar gibi savaşırlardı... Bu insanların kalplerinde sadece ve sadece ulvi bir vatan sevgisi vardı... Ben ömrümde ölüme onlar kadar gülümseyerek giden bir millet ferdi daha görmedim.”
 
Çanakkale Muharebeleri her şeyden önce Milli Mücadelede direnen ve savaşan bir milleti ortaya çıkarmıştır. Gerektiğinde düvel-i muazzamaya bile kafa tutacak kabiliyet ve güçte olduğuna Türk Milletinin kendisinin inanması açısından Çanakkale Zaferi önemlidir. Diğer bir önemi de, Yüzyılı aşkın bir süredir devamlı toprak kaybetmekte olan İmparatorluğun, dünya kamuoyunda yarattığı kötü imajın sonucu olarak, tamamen tükendiği sanılan Türkün gücünün henüz bitmediğini, şartlar ne denli ağır olursa olsun iyi sevk ve idare edilirse, tüm zorlukları yenebilecek kabiliyet ve inanca sahip olduğunu bu muharebelerde kanıtlamış olmasıdır. Bir başka deyişle düşman devletler, Osmanlı Devleti’nin çöküşü hadisesi ile, Türk Milletinin kendisine ceddinden miras kalan savaşçı azim ve ruhunun birbirinden farklı şeyler olduğunu, bu muharebelerde çok daha iyi anlayabilmişlerdir. Öyle ki Çanakkale’de ölmesini bilen ecdadımız, Türk milletinin tarihten silinmeden ebediyen yaşayacağını da ispatlamıştır.
 
Türk Milletinin Milli Mücadelesini başaracak olan büyük lider burada ortaya çıktığı gibi onun siyasi ve askeri kadrosunun önemli bir kısmı da burada doğmuştur. Büyük Önder’in bu cephede edindiği tecrübeler O’nun Milli Mücadele’yi kazanmasında, askeri ve siyasi dehasını ortaya koymasında ve bir devletin kurucusu olarak belirmesinde çok büyük rol oynamıştır.
 
Çanakkale Zaferi, Batılıların Doğulu müttefiki Rusya’ya ulaşmasına olanak tanımamış, mahsur kalan koskoca Çarlık Rusya’sı içerden çökerek, Bolşevikliğin pençesine düşmüştür. Çanakkale’de Türk savunması aşılabilse ve Boğaz açılabilmiş olsaydı, savaş kısa sürede biter, Rus ihtilali patlak vermez, verse bile, İngiltere ve Fransa’nın işe karışmasıyla bu ihtilal daha başlangıçta boğulabilirdi. Böylece müttefikleriyle birlikte zaferi paylaşmakta gecikmeyecek olan Ruslar, Boğazlar ve İstanbul’u işgal etmiş ve Deli Petro’dan beri izledikleri, “açık denizlere ulaşma” politikalarını gerçekleştirmiş olurlardı.
 
Anlaşma Devletleri’nin Çanakkale’deki başarısızlıkları henüz savaşa katılmamış olan Balkan Devletleri’nin tutumlarını da farklı yönlerde etkilemiştir. Bulgaristan, Merkez Devletleri’nin yanında yer alırken, Romanya, Yunanistan ve İtalya’nın daha bir süre savaş dışında kalmalarını sağladığı gibi, Arap ayaklanmasını bir yıla yakın bir süre geciktirmiştir.
 
Çanakkale Zaferi, İngiltere’nin Japonya’dan savaşın başından beri yapmakta olduğu yardımları artırmasını istemesine rağmen, Japonya’nın bu istekleri çeşitli bahanelerle kabul etmemesine yol açmıştır.
 
Birleşik Filo’nun ağır yenilgiye uğrayıp Boğaz’ı geçemeyişi, İngiltere ve Fransa’nın, siyasi ve askeri prestijini bir hayli sarsmış, özellikle İngiltere’nin denizlerdeki tartışılmaz üstünlüğü imajını ortadan kaldırmıştı. Bu durum, adı geçen devletlerin sömürgelerinde bağımsızlık ve özgürlük akımlarının doğuşuna ve dolayısıyla dünya siyasi haritasını değiştiren yeni gelişmelere yol açmıştır.
 
Keza Avustralya ve Yeni Zelanda gibi İngiliz sömürgesi deniz aşırı ülke askerlerinin, sırf İngiliz çıkarları uğruna Çanakkale’de Türklere karsı muharebeye zorlanıp, yabancı topraklarda hayatlarını yitirirken, niçin ve ne adına savaştıkları gibi kafalarında yer alan bir takım sorular, cepheden ailelerine gönderdikleri mektupların zamanla açıklanmasından anlaşılmıştır. Bu psikoloji onlarda gitgide ulusal bilinci ve bağımsızlık isteği oluşturmakta gecikmedi.
 
Çanakkale Zaferi’nin bir başka anlamlı bir sonucu da, doğuda koskoca Çarlık Rusya’sının yıkılmasıyla kalmamış, ülkesinde güneş batmayan batılı büyük devlet olan Büyük Britanya İmparatorluğu’nda da ilk yarayı açmış olmasıydı. Böylece emperyalizm hem doğuda hem de batıda tam çökmese bile, bir hayli sarsılmıştır.
 
Anlaşma Devletleri tarafından Boğazların açılarak Rusya’ya ulaşılması halinde Rusya, dış piyasalara açılma imkanına kavuşacağından, ekonomik dengesini kurup sıkıntıdan kurtulacak, İngiltere-Fransa da Rusya ve Romanya’nın zengin buğday ürünlerinden yararlanıp, gerek silahlı kuvvetlerinin, gerekse halkının yiyecek ihtiyaçlarını sağlamış olacaklardı ki, bu gerçekleşememiştir.
 
Öte yandan boğazlar alınabilseydi, Tuna yolu da yeniden trafiğe açılıp Karadeniz’deki 120 parça ticaret gemisinden yararlanma fırsatı elde edilecekti. Halbuki Çanakkale Zaferi, yalnız Rusya ile İngiltere, Fransa’nın değil, aynı zamanda bunların diğer batılı devletlerle olan karşılıklı ticari ve ekonomik ilişkilerini de olumsuz yönde etkilemiş, ne İngiltere, Fransa müttefiki Rusya’ya ihtiyacı olan silah ve cephaneyi ulaştırabilmiş, ne de Rusya Batılıların ihtiyacı olan buğdayını Akdeniz’e aktarabilmişti.
 
Özetle denilebilir ki, Çanakkale’de Türk Zaferi, iki yıl uzayan savaş boyunca Doğulu ve Batılı müttefik devletlerin (Rusya-İngiltere-Fransa) ekonomilerinde sıkıntılar yaratmıştır. Bu durum, özellikle Rusya’yı bunalıma sürüklemiş ve sonunda rejim değişikliğine (komünizme) kadar gidebilmiş ve böylece de Rusya’nın savaş dışı kalmasına yol açmıştır.
 
Zaferin, yukarıda bahsettiğimiz siyasal ve ekonomik etkinliklerinin yanında, Türk Milleti açısından sosyal alanda da etkileri görülmüştür. Çanakkale deniz ve kara muharebelerinde toplam 211.000 insan zayiatı veren Türk Devleti, burada binlerce okumuş ve aydınını da kaybetmişti. Tahmini rakamlara göre, 100.000’den fazla öğretmen mülkiyeli, tıbbiyeli ve yetişmiş okur-yazar şehit verilmiştir. Böylece o günün şartlarında ülkenin beyin gücünü oluşturan bu kayıpların olumsuz etkileri, savaş sırasında olduğu kadar, bu savaşı izleyen Türk İstiklal Harbi’nde ve sonrasında da hissedilmiştir. Nitekim, 1923’te Cumhuriyetin ilanından sonra, Büyük Önder Atatürk’ün başlattığı inkılaplar ve bunların paralelinde girişilen reformların kitlelere yaygınlaştırılıp mal edilmesinde, beyin gücündeki bu eksiklik fazlasıyla hissedilmiştir.
 
Her şeye rağmen onlarca yıldır ilk defa milletimiz dünyanın tüm küresel eşkıyalarına “Çanakkale Geçilmez” dedirtmiştir.
 
Sözlerimi Faruk Nafiz Çamlıbel’in şu ifadesi ile noktalıyorum:
 
“Öğün ey Çanakkale, ki sen Mustafa Kemal’in yüz milletle yüz yüze ilk görüştüğü yersin...”

Bu haber 1411 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

Akademik

Türk Kültür Tarihinde Nevruz Bayramı

Türk Kültür Tarihinde Nevruz Bayramı Yazar: H. Murat ARABACI

Kafkasya Tarihi

Kafkasya Tarihi Yazar: Dr. M. Aziz SÜTBAŞ

Google Translate

GALERİ

ANKET

Yeni sitemiz sizce nasıl olmuş ???





Tüm Anketler

SAYAÇ

Aktif Ziyaretçi 1
Bugün Tekil1
Bugün Çoğul28
Toplam Tekil 60105
Toplam Çoğul217363
Ip 93.89.225.254

Tüm Hakları www.nogayturkleribulteni.org ve www.nogayturkleri.org aittir
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu